top of page

Corona

  • 3 Mar 2020
  • 6 dakikada okunur

Son günlerde Dünya’da olanlara şahit olurken hem şaşırıyorum hem şaşırmıyorum. Bir şeyler gittikçe daha da hızlanarak karışmaya ve insanların içini burmaya devam ediyor. Kimine göre belirsizlikler, kimine göre sıkışmışlıklar, kimine göre çaresizlik, kimine göre korku vs..Dünyada yer yerinden oynarken insanların yürekleri de hopluyor. Sanki kimsenin rahatça oturduğu yerde oturmasına Dünya izin vermiyor gibi değil mi?..

Belki de çoğumuz cezalandırıldığımızı düşünüyoruz. Ve de belki bunları hak ettiğimizi. Oysa yaşadığımız şeyler gerçekten bizleri cezalandırmak için mi var yoksa aslında bize bir şey mi anlatıyorlar?

Bir süredir tüm Dünya’nın takip ettiği salgın haline gelen hastalık Corona mesela. Corona’nın latince isminin anlamı taç demekmiş. Ne kadar anlamlı :)Sanki adının hakkını veriyor gibi.

Astrolojik olarak tüm bu salgın hastalık, hastaneler, karantinalar, sağlık için hijyen detaycılığı ,mevzuları vs. bunlar 12. ve 6. Ev aksıyla alakalı. Yani ortada bir virüs var, hastalık yapıyor ve insanlar karantinada izole edilerek tutuluyorlar ki birbirlerine bulaştırmasınlar diye. Gerçekten de birbirimizi izole etmek, kendimizi onlardan uzak tutup ayrıştırmak ve korumak adına sınırlar koyabilmek bu kadar kolay mı?

Eğer var olan bir bütünün parçası olarak o birliğin içinde yaşıyorsan kendini var oluşunu tehdit eden şeyden korumak adına ne kadar izole edebilirsin? Birlik içinde ne kadar bağlısın ne kadar kendinsin diye sorabilirsin. Hem birlik içinde olurken hem de kendin olabilir misin? Corona, adı gibi bize aynı birliğin içinde var olduğumuzu ve her ne yaparsak yapalım kendimizi izole etsek de ondan ayrı tutamayacağımızı hatırlatıyor bence. Yani taç çakra ve de kök çakra güvence ihtiyacı ve korkular ile buna bağlı olarak çalışıyor burada. Sen ne kadar sınırları kapatsan da, izole olsan da seni ve her şeyi bir arada tutan aynı şeyin parçalarından oluşuyorsun ve sen onların üzerinde de hâkimiyet kuramazsın. Her şeyi kendi tekil iraden ile kontrol edemezsin. Sadece kendinle ilgili sorumluluğunda olan şeyleri edebilirsin. Çünkü senin iradenin üzerinde her şeyi kapsayan bir iradenin içinde var olan bir iradesin sen. Ve yarattığın binaları, duvarları, ülkeleri yani sınırları kendi iradenle kontrol edebilirsin. Ama senin iradenin yarattıkları kadar sınırlara hakimsin. O kadar. Nasıl ki senin ve her şeyin oluştuğu hücrelerine, atomlarına hakimiyetin söz geçirme hakkın ve sınırlarını belirleme iraden yoksa bazı şeyleri de kontrol etme iraden yok. Ama görüyor musun ki senin belirlediğin sınırlar seni tamamen koruyamıyor. Çünkü senin sınırlarının engel olamayacağı kadar birbirimize daha büyük bir iradeden ve akıldan, düzenden bağlıyız. Ve o boyuttan ne geçiyorsa, akıyorsa sınırlara takılmadan geçiyor ve birbirimize bulaşıyor senin tabirinle. Seni ne ülkelerin sınırları, ne binaların duvarları, ne maskeler, ne de bedenindeki bariyerlerin temas etmekten kurtarabilir. Bütünün sana dokunmadığını, temas etmediğini ve senin onun içinde var olmadığını düşünsen de bu mümkün değil.

Ama şu mümkün. Sen kendini bütünden ayrı tutan bir zihinle izole ve ayrı yaşayabilirsin, bir süre. Ve o zaman her şey senin var olmana bir tehdit ve de etki tepki yasası işte, sen de bir tehdit olursun. Çünkü kendi kuralların ve gücün dahilinde koca okyanusta bir damla havuz olarak var olma savaşı verirsin, hem de kendi gücünle kendi zihninle, yettiği kadar sadece. Ve de yaşam bir bakmışsın sadece bir savaş olur. Sen de yaşamaz sadece savaşırsın. Seni anlamayan her şeye küskün, kızgın ve dargın olarak. Çünkü zannedersin ki herkes seni yok etmeye çalışıyor, kimse seni anlamıyor ve de destek olmuyor. Yapayalnızsın. Ama demezsin ki aslında bunu sen kendin kendine yaptın. Çünkü küçük iraden kendi krallığında kralcılık yapmak ister. O mevki o kadar önemlidir ki mevki uğruna senin tek canını bir çırpıda harcar. Teslim olacağı şeyi düşmanı zanneder. Oysa teslim olacağı şey şükretmesi gerekendir. İnsanın belki de savaşı bitirmesi ve sevgiyi huzuru bulabilmesinin yolu şükretmeyi de bilmesidir. Şükür belki de teslimiyetin ve de sevginin kilidini açan önemli bir anahtardır. Çünkü şükretmediğinde aslında köklerini reddetmiş oluyorsun.

Birlik ve kökler aslında aynı kapı. Sen nereden geldiğini sanıyorsun? Geldiğin yeri kabul etmiyorsan asıl kendini kabul etmiyorsun. Ve de kendi kendine ben yokum diyorsun. Ve aslında bu kayıp duygusu işte senin en büyük korkun. Ve sen Corona gelip bak sana ne kadar bir beden oluşturursan oluştur, ne kadar varım diyip binalar, ülkeler de yaratsan, bir irade yaratıp var olduğunu da sansan, diyorum ki ben senin bütün yarattığın sınırları yine de geçerim, çünkü ben senin her zerrene hakimim. Çok küçük zerrelerinle bile bir irade bir kimlik yaratsan en küçük zerrelerinden bile sınır tanımaz geçerim. Bugün ülkenin sınırlarından geçen Suriyeli olurum, yarın Corona virüs olurum sahip olduğun her sınırı aşarım, çünkü ben senin sınırlarının dışında kalamam. Ben senden ayrı değilim. Sen benden ayrı değilsin. Ve o yüzden beni dışlama. Ben seni cezalandırmak için sınırlarına zarar vermiyorum. Sadece yeri geliyor onları geçmem ve sana hatırlatmam gerekiyor. O yüzden sınırların geçildiğinde yok olduğunu zannedip de korkma. Korkmak yerine bir sor, beni aşan şey ve bana gelen şey ne acaba? Beni aşan şey ne? Beni aşan bir şey var, bu ne?

Yazının başında sorduğumu yeniden soruyorum..

Belki de çoğumuz cezalandırıldığımızı düşünüyoruz. Ve de bunları hak ettiğimizi. Oysa yaşadığımız şeyler gerçekten bizleri cezalandırmak için mi var yoksa aslında bize bir şey mi anlatıyorlar.

Cezalandırıldığımızı düşündüğümüzden ben ve ötesi olarak ayrı düşüyoruz ve kendimizi aslında inkâr ederek kurban ediyoruz. Kendi kendimize…

Görmezlikten gelme. Ne içinde olanları ne dışında olanları. Ne bana olanları, ne bize olanları. Hepsi aslında farklı soruların aynı cevabını veriyor. Görmezlikten gelme. Gör ve kabul et.

Ne o Suriyeli, ne o ölümcül bulaşıcı hastalık yayan Çinli ya da virüsün kendisi hiç biri görmezden gelmen gereken, dışlaman gereken, yok edip kurtulman gereken, kaçman sakınman gereken bir düşman. Ne de günlük hayatındaki diğer insanlar.

Her ne kadar sen problemleri hapsetsen de, arıza çıkartan durumları, pislikleri çöpleri, kusurları dolaplara, yatak altlarına sıkıştırsan da, dört duvar arasında saklasan da tek yaptığın sadece günü kurtarmak değil mi? Çünkü bugün sen kendini o durumdan izole etsen de ve de sen kendine olduğun yerde konfor yaratabilmiş olsan da aslında çözümün bir o kadar sorumsuz, geçici ve fani. Ve kaybetme korkusu ile dolu. Senin çocukların senin miraslarınla yaşayacak her ne bırakıyorsan.

Bugünlerde gökyüzü bize bu sınırların mecburen zorlanacağını ve düşündürteceğini anlatıyor. Satürn ve Pluto kavuşumu yaşandı ve oğlak burcunda etki devam ediyor. Yani aslında Satürn dediğimiz kalıplaşmış yaratılmış her ne eski bilgi var ise oturduğunu sandığımız, o bilgiler yeniden değişmek zorunda. Çünkü Satürn yakında Kova burcuna geçecek ve geçmeden önce burada dönüşümü öğrenmesi gerek. Bu sınırlar, kalıplar beden bazında düşünürsek yaşlı insanlar da olabilir, nesiller boyunca gelen gelenekler de olabilir, toplum olarak yaşama düzenlerimiz de olabilir, devletler de olabilir, yani bir süredir varlığını sürdüren sınırları çizilmiş her türlü bilgi kalıbı olabilir. Ve Mars’ın da Oğlak burcuna geçerek Satürn iradesi ile hareket etmesi aslında bu konuda eylemlerin görünürlük kazanacağını, harekete geçildiğini göstermiyor mu? Mars tam da güney ay düğümünü geçtikten sonra kayıpların görünür olması bunu da anlatıyor. Belki artık eskimiş kullanılmayacak düzenlerin ve sınırlamaların bitmesini temsil ediyor olabilir. Ya da zoraki bitişlerin çünkü Pluto mecbur bıraktığı için. Belki bu salgında Pluto Satürn kavuşumu yaşlı kısmın (Saturn) ölüm (Plüto) riskiyle karşılaşmasını tetiklemiştir ve de insanlar buna Satürn olarak bir sınırlama getirmek istemiş ve karantina uygulamıştır ve de Satürn’ün isteği doğrultusunda aynı evde onun hizmetinde Oğlakta bulunan Mars ile genç nesil veya yürüyen hareket eden insanlar o evin içinde hareket etmeye zorlanmıştır, kıstırılmıştır Satürn oğlak hakimiyeti ve sınırları içinde Mars’ı idare ediyor diye. Ya da belki de askerlerimiz genç erkek evlatları Mars olarak Satürn’ün yani devletin iradesinde hareket ederken Satürn Pluton kavuşumu etkisi ile kendi sınırlarımız dışında şehit olmuştur. Bir yerde yıkılmak istemeyen dönüşmek istemeyen ve Mars’ı kontrol etmek isteyen bir Satürn zorla Pluto ile yaşlı insanlar olarak ölmek zorunda kalırken ve Mars karantinadayken, bir yerde de Satürn Pluto ile sınırların dışında Plutonik olarak irade sergileyip Mars’ını (askerleri genç erkekler) sınırların dışına hareket ettiriyor ve şehit oluyorlar. Bir Akrep burcu ülkesi olarak zaten sınırlarımızı zorlamak, kapılarımızı açmak ve bilinenle bilinmeyenleri karıştırmak tam da Satürn Pluto kavuşumu zamanlarında gayet gökyüzüne göre normal görünüyor değil mi?

Ve belki de tüm bu bilinmeyen hastalıklar, koşulların durumları ile gelen bilememe, net olamama halleri, karmaşa, aslında Merkür’ün Balık burcunda Neptün’e kadar geldikten sonra oradan geri dönmeye başlamasıyla görüntüde başlıyor. Bizler belirsizlik içinde sislerin arasında net bilememe hali yaşıyoruz. Belki de Güneş ile kavuştuktan sonra Merkür, aynı zamanda Mars’a da 60lık açık yaparak orayla da bağlantı kurduğunda olanları bir nebze olaylar gerçekleştikçe gördük ama yine de içe dönüp ne oluyor aslında demek gerekiyor. Az sonra (4 mart) Merkür Kova burcuna girince görüntü ve netlik biraz daha artacak. Hatta belki de seyirci gibi olayları bir film gibi izleyeceğiz ve içselleştirmemiz gerekecek. Tam da Güneş Neptün’e kavuşurken ve neyse ki 5 Mart’ta Venüs de Boğa’ya girip rahatladığında ve ne tesadüf ki su elementi olan Yengeç’te Ay da Oğlak’ta Jüpiter ile karşıtlık yaparken, Güneş-Neptün kavuşumuna da 120lik yapacak. Yani belki de bilinmeyen yeni bazı deneyimlerin bilgisi Neptün-Güneş kavuşumu ile aydınlanırken bunu Jüpiter’in karşısındaki Ay Yengeç ile Neptün’den aldığı 120lik açı desteği ile de sezgisel olarak öğreneceğiz ve o arada da zaten seyirci moduna girmiş Kova Merkür orada gerilemeye başlamıştı. Belki de kafamızı karıştıran net olmayan bilemediğimiz bir şeyleri bilinir hale gelip göreceğiz ama sadece objektif bakabilene, sezebilene, olayların içinde kaybolmadan dışardan izleyip görebilene, Kova burcunun ekzantirikliğinin hakkını verebilen bütün merkürlere, kim bilir.

İster ülke ol, ister insan ol bunların hepsi her şey için geçerli aslında. Ve ben de tüm bu Balık Merkür gerilemesinde net olamama hallerinde kafa toplayıp bunları yazsam da sanki hepsi bulanık bir çorba.

 
 
 

Yorumlar


© 2023 by The Artifact. Proudly created with Wix.com

bottom of page